Mutlu bir ilişkinin ipuçları

Güncelleme tarihi: 18 Eki

İlişkilerimiz, yaşam döngümüzde en fazla yer kaplayan alanı, bu nedenle de

büyük bir önem taşıyor. İlişkilerimiz, doğduğumuz andan itibaren önce anne

ve babamızla başlayan, daha sonra diğer aile bireyleri, mahalle arkadaşları,

okul ve iş arkadaşları, eş ve evlatlarımız derken birçok bireyle iletişime

geçtiğimiz alanın kendisi. Günümüzde birçok insan özelliklede ikili ilişkiler

konusunda sıkıntı çekiyor. Kendisine sık sık “Neden hayal ettiğim ilişkileri

yaşayamıyorum?” diye soruyor.

Sahip olduğunuz en önemli ilişkinin, kendiniz ile olan ilişkiniz olduğunun bilinci

ile yaşayın!

İlişkilerinde hayal ettiklerini bulamayanlar çok önemli bir noktayı göz ardı etmektedirler.

Kendi benlikleri ile olan öz ilişkilerini. Halbuki hayatımızda var olan ilişkilerimizin tümünün

zeminini oluşturan kendimiz ile olan ilişkimizin dinamikleridir.

Kendini sevemeyen, kendine değer veremeyen, kendine şefkat gösteremeyen bir kişinin bu

özellikleri ilişkinin diğer ucundaki kişiye göstermesi mümkün değildir. Kişinin kendi ile

ilişkisinde, kendine koyduğu limitleri her ne ise, partnerine de ancak o kadarını sunabilir.

Ona; kendine güvendiği kadar güvenebilir, kendine saygı duyduğu kadar saygı duyabilir ve

en önemlisi kendini anlayabildiği kadar anlayabilir.

Yaşadığımız toplumu gözlemlediğimizde, sayısız kişinin kendini acımasızca yargılayan yapısı

ile karşılaşırsınız. Aileden bir bayrak yarışı misali aldığımız ve sorgulamadan taşıdığımız

düşünce kalıpları, örf ve adetler, toplumsal dogmalar ile kendini toplumda sevdirmek, kabul

ettirmek için yarattığımız sanrı benliklerimiz bizi otantik halimizden fazlası ile uzaklaştırır.

Kendi olamadığının idrakinde bir yapı kendini eksik hissedecek ve bunu örtmek içinde

üzerine zırh giyecektir.

Sizlerinde kolayca hayal edebildiği gibi günümüzde ilişkiler; kendi gerçeklerini ve

değerlerini cesaret ve çoşku içinde yaşayan iki otantik kişiden çok, olmadığı biri gibi

davranan üzeri zırhlı iki yapıdan oluşmaktadır.

Diğer taraftan ise ilişkiler yaşamı elele ve neşe içinde yaşamak yerine karşılıklı istek ve

ihtiyaçlarımızı gidermek üzerine kurulu hale gelmiştir. Bunun sebebi bizlerin istek ve

ihtiyaçlarımızı kendi sistemimiz içinde gerçekleştiremeyip, almayı hedeflediğimiz her ne

varsa onu almak üzere ilişkiyi kurgulamamızdan kaynaklanmaktadır. Maalesef bu kurgunun

sonu hüsrandır. Ancak her iki yapı da her seviyede ayakları üzerinde durabilir ve tüm istek

ve ihtiyaçlarını kendi sistemi içinde karşılayabilecek güce varabilir, işte o zaman, ilişkiler

neşe ve coşku içinde hayatı elele kucaklayabilmek için yapılandırılır.

Başarılı ve tatmin edici ilişkiler kurabilmekte bundan ötürü kişinin kendini ne kadar tanıdığı,

ne kadar anladığı ile ölçülebilir. Değerlerinin farkında, kim olduğunun idrakinde, yaşamı

coşku ile kucaklamaya hazır bir kişi ile kurulacak ilişki tadından yenmez bir hal alır.

Ne olursa olsun siz hep kendiniz olun!

Aynı ülkede doğmuş olsak dahi, doğduğumuz andan itibaren, gözlerimizi açtığımız

topraklar, bizi büyüten anne ve babamızın sahip olduğu karakterler, yaşadığımız semt,

yetiştiğimiz okullar, çalıştığımız yerler ve niceleri hayatta bizi şekillendiren faktörler

arasındadır. Bu yoğrulma esnasında birçok düşünce kalıbı ediniyoruz. “Kadın şöyle olmalı,

adam böyle olmalı, eş şöyle olmalı, anne böyle olmalı.” gibi. Bütün bu –meli,-malı’lar da

zamanla dünyaya bakış açımızı ve hayatımızı üzerine inşaa ettiğimiz temelleri oluşturuyor.

Biz hayal ettiğimiz ilişkiyi araya duralım arka planda sürekli konuşan bu iç sesimiz “Öyle

yapma, böyle deme, öyle durma, böyle davranma, ağlama, güçlü ol, üzülme, boş ver,

takma.” diyerek, edindiğimiz düşünce kalıplarımız üzerinden bizi yönetiyor. Kendimiz

olamamanın ızdırabı içinde, içimizde oluşmuş bu natamamlık hissi, dış dünyayı bizim için

korunmamız gereken bir olgu haline getiriyor ve bizler öz varlıklarımızı korumak için

üzerimize zırh giyer oluyoruz. Sağlıklı ve kalpten ilişkiler kurmak istesek de özgür adımlar

atamıyoruz.

Gözlerimizi açtığımız bu evrenin dual yapısı bizler de dahil her varlığı karşımıza ikililik

prensibi üzerinden sunuyor. Öncelikle kendimize hemen ardından ise bir eş seçerken, iyiye

ve pozitife yönelim eğilimimiz var. Onların her daim artı vasıfları taşımalarını istiyor, onlara

ait ve negatif olarak tanımladığımız sıfatlarını ise görmezden geliyoruz. Böylelikle

partnerimiz dediğimiz kişi bizim iyi dediğimiz vasıflar ile davranırsa onları ödüllendiriyor

kötü dediğimiz vasıflar ile davranırsa onları cezalandırıyoruz.

Onları oldukları halleri ile kabul etmek ve onları tam ve bütün olarak sevmekten çok uzağız.

Neden biliyor musunuz? Çünkü daha kendimizi tam ve bütün olarak, var olan halimiz ile

kabul edemedik. E kendini kabul edemeyen bir yapı ilişkinin diğer ucundaki partneri de

kabul edemiyor doğal olarak. Nasıl kendimizi sürekli eleştiriyor, yargılıyor, düzeltmeye

çalışıyor ve kendimizi toplumun kabul edeceği bir noktaya taşımaya çalışıyoruz; bunu

onlara da yapıyoruz. Ancak burada ilişkinin temelleri ile oynuyoruz çünkü herkes en

öncelikle olduğu hali ile kabul edilmek ve sevilmek istiyor.

Bugüne kadar öğrendiğimiz tüm bilgileri geri öğrenmemiz mümkün. Bunun için ise tek

ihtiyacımız olan eğitilmiş bir zihin. Zihnin bizi değil de, bizim zihni yönettiğimiz bir

mertebeye ulaşabilirsek, kendimiz olma özgürlüğünün tadına varabilirsek, bu özgürlükten

hiçbir olay, durum ya da kişi için vazgeçemeyeceğinizi de göreceksiniz. Özgürce kendini

kabul edebilen bir yapının da atacağı ikinci adım hayat arkadaşını olduğu gibi kabul etmek

olacaktır. Bu kabulleniş ilişkinin çatlamış topraklarına bir yağmur gibi yağacaktır.

Ruh eşi var mı?

Ruh eşi diye bir şey yoktur çünkü ruh, eşi ya da ikizi olabilecek bir yapı değildir. Eğer bir

‘eş’ arayan varsa o da sizsiniz, ruhunuz değil. Üstelik aradığınız eşte kendinizsiniz çünkü

hepimiz aslında yaşam dediğimiz bu yolda kendimizi arar dururuz “Siz nasıl birini isterdiniz

hayatınızda?” diye sorulduğunda, yapılan tanımlar kişinin kendinde var olmadığına inandığı

özelliklerden oluşur. Bütüne varma çabası içinde aranan bu eşler, eksik olan tarafımızı

tamamlayacağı beklentisi ile ilişkide bulunur. Mevcudiyetleri beklentilerimizin yerine

getirilmesine endekslidir. İlişkinin devamlılığı, tamamlanması beklenen özelliğin

tamamlandığı süre ile sınırlıdır. Bu şartlar altında ilişkilerin hüsran ile sonuçlanması an

meselisidir.

Kimseyi değiştiremezsiniz!

İlişkide olduğumuz kişinin yapısını, karakterini değiştirmeye çalışmak çiftler arasında en sık

yaşanan sorunların başında geliyor. Çünkü birçoğumuz böyle bir kudrete sahip olduğumuzu

düşünüyoruz ta ki değiştiremeyeceğimizi görene dek. Evliliklerin çoğu böyle başlıyor, “Ben

böyle olduğunu biliyordum ama sevgimle, sabrımla, şefkatimle değiştirebilirim sandım.”

diye bitiyor. Halbuki değişim kişinin tekamül sürecinde, kendi evreninde pişen ve

olgunlaşan bir durum. Başka birisini bu kim olursa olsun değiştirme gücüne sahip değiliz.

Önce kendimizi sonra da ilişkide olduğumuz herkesi oldukları şekilde kabul etmekle

başlayabiliriz.

Mutluluğun sırrı!

Nasıl mutlu olacağımızı değil de, önce neden mutsuz olduğumuzu tartışmamız gerekiyor

belkide. Birçoğumuz mutsuzuz çünkü sürekli mutlu olma çabasındayız. Hakikatten uzak, bu

suni çaba mutsuzluğumuzun en büyük sebebi. Yaşamın doğal deviniminde her şey

süreklilikte değişim halindeyken mutluluk da dahil olmak üzere her neye tutunuyorsak

aslında yaşam enerjisine ters haraket ediyoruz demektir. Yaşam dediğimiz bu muhteşem

deneyimin sadece mutlu olmak adına varolmadığını, mutlu olmaya anlamı yükleyenin bizler

olduğunu ve kaçtığımız her duygunun bizi kovalayacağını bilsek mutlu olmaya bir adım

daha yaklaşmış olurduk.

Yeni ilişkiye başlayacaklara tavsiyeler

Yeni evleneceklere ya da yeni ilişkiye başlayacak olanlara ; ne olursa olsun kendiniz olun,

zırhlarınızı çıkarın, tüm düşünce kalıplarınızdan arının diyebiliriz. Öz varlığınızla gireceğiniz

bu ilişki hayal ettiğiniz ilişki olabilir…



11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

İş Başlığı